Beşiktaş’ta Reform Zamanı: Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler / Mayıs 2024

Beşiktaş’ta Reform Zamanı: Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler / Mayıs 2024

Beşiktaş’ta Reform Zamanı: Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler

31 Mart günü yayımlanan son yazımda, kulübümüzün gelecekte başarılı olabilmesi için yapılabilecek reformların neler olabileceği ile ilgili naçizane fikirlerimi bu deneme yazısıyla birlikte sunmaya başlayacağım. Bu noktada paylaşacağım görüşler, sadece beni bağlamakla birlikte, camiaya gönülden bağlı biri olarak atılmasının elzem olduğunu düşündüğüm adımlardır.

Beşiktaşımızın sorunları üzerine tartışmaya başlamadan önce sizlere, biz futbolseverlerin “Yellow Wall” (Sarı Duvar) tribünü ile yakından tanıdığı Borussia Dortmund’un hikayesini anımsatmak isterim. 19 Aralık 1909 yılında kurulan sarı siyahlı kulüp, 1950 sonrasında başarı kazanmaya başlamış ve 1966 Mayısında Kupa Galipleri Kupası ile ilk büyük zaferini elde etmiştir. 1995’e kadar olan süreçte ise 4 Bundesliga şampiyonluğu ve 2 Almanya kupası kazanmıştır. 1996 ve 1997’de ise Şampiyonlar Ligi’nde önce çeyrek final sonra ki sezonda ise finalde Juventus’u ekarte ederek Şampiyonlar Ligi’nde mutlu sona ulaşmıştır. Başarılarla dolu geçen 90’lı yılların sonuna gelindiğinde özellikle futbolculara ödenen maaşlar ve primlerin yüksek olmasından ötürü işler kulüp adına kötü gitmeye başlamış ve takvimler 2004 yılını gösterdiğinde ise kulüp futbolcular ile teknik heyete maaşlarını ödeyemez hale gelmişti. Bununla birlikte Westfalen Stadyumu’nun isim hakları yok pahasına satılmış ve toplam borç 118 milyon Euro olarak açıklanmıştı. Şubat 2005’i gösterdiğinde kulübe CEO olarak gelen Hans-Joachim Watzke, tüm başkanlık yetkilerine sahip bir şekilde Reinhard Rauball ile ortak şekilde yönetim sergileyerek yönetimi devraldı. 3 yıl süren “Feda” döneminde kulüp, yeniden yapılanmaya girerek 122 milyon Euro’ya yakın borç ödedi. Kulüp böylelikle iflasın eşiğinden dönmüş ve finansal olarak geleceğe umutla bakabilmeye başlamıştı [1]. Bu noktadan sonra maziden aldıkları güçle sportif başarıyı hedeflemiş ve 2008 yılına gelindiğinde Avrupa’da o sıralarda adı çok da bilinmeyen Jürgen Klopp ile anlaşmaya varan Borussia Dortmund’un geldiği nokta ise hepimizin malumu…

Beşiktaşımız, 9 Mart 2024 tarihli Divan toplantısında konsolide borcunun 30 Kasım 2023 sonu itibari ile yaklaşık 245 milyon Euro olduğunu açıklamıştır. Borussia Dortmund’un sürecinden farklı olarak kulübümüz Haziran 2013 yılında yeni stadımızın inşasına başlamış ve 2016 mayısında Mario Gomez’in yeni ‘İnönü’ stadındaki ilk golü ile açılışını yapmıştır. Bu noktada neler yapılması gerektiği düşünüldüğünde kulübün öncelikle mali yapısını disipline etmesi akla ilk gelen nokta olmakla birlikte daha önce yaşadığımız “Feda” tecrübesinden gerekli dersleri çıkararak benzer bir programı günümüz koşullarına uygun olarak yeniden gündemine alması olacaktır. Benim önerdiğim “2.Feda” ile ilk dönem arasında uygulama noktası açısından zorluk yaşanacak durum taraftarlarımızın yönelimidir. Burada yönelim olarak bahsettiğim olgu, değerli dostum Eralp Deliklitaş’ın Ocak 2024’te kaleme aldığı ve Beşiktaş Gelişim Grubu yayım organında paylaşılan “Beşiktaş Fenomenlere Emanet (!)” yazısında tarif ettiği durumun en büyük zorluk olarak kulübün önünde durduğudur [2]. Sosyal medya üzerinden yapılan büyük baskılarla birlikte yönetimler popülizm yaparak günü kurtarma anlayışına kapılabilir ve böylelikle kulübün problemlerinin çözümü bir yana işin içinden çıkılamaz bir hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Açıkçası yeni yönetimle birlikte “fenomen” olgusunun etkisinin bir nebze de olsa azaldığını hissetmekle birlikte iletişim kanallarının daha etkili kullanımının taraftarla kulüp arasına niyeti bozuk sosyal medya fenomenlerini ve gazeteci görünümünde aramızda dolaşan kalemşörlerin etkisinin kırılması açısından önem teşkil ettiğini düşünmekteyim. Reform fikirlerimi tartışmaya açtığım bu ilk denememde öne çıkan ana başlıkları, iletişimin doğru zeminde kurulması ve “2.Feda” döneminin kulüp için gerekliliği olarak özetlenebilir. Seçim döneminde yarışan her iki değerli adayımız da kampanya süreçlerinde bir enkaz edebiyatını yapmayacaklarını belirtmişlerdir. Ben de bu yaklaşıma karşı biri olarak, var olan problemin büyüklüğünün farkında olunmasının hepimizin yararına olacağı kanaatindeyim. Maalesef, önümüze çıkan bu tabloda acı bir reçete bizi bekliyor, fakat gelecekteki başarılar için bu noktada bir kaçış hakkımız bulunmuyor. Deneme serimin diğer yazısında önerdiğim “2.Feda” programının kapsamı ile ilgili fikirlerimi derlemeye çalışacağım.

Yazının son kısmında, Avrupa kupalarındaki başarıları ile bizi onurlandıran Beşiktaş Kadın ve Erkek basketbol takımlarına gösterdikleri mücadele için teşekkür eder, Türkiye ligi kalan maçlarında başarılar dilerim. Ayrıca, Hentbol Türkiye Kupası şampiyonluğunu elde eden hentbol takımımızı tebrik ederim. Son olarak, futbolda yeniden bir hoca değişikliği yaşandı ve Serdar Topraktepe 16 maç sonra tekrar göreve başladı. Belki de bu dönemde Santos macerasına hiç girilmemesi daha doğru olabilirdi ama artık kalan periyotta kupa ve en azından ligde dördüncü olunması kaçınılmazdır. Serdar hocaya ve oyunculara bu dönemde büyük iş düşmekte olup, bizlerin her zaman destekçileri olduğumuzu bilmelerini isterim.

Samet Ergül