Beşiktaş’ta Reform Zamanı : Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler-2

Beşiktaş’ta Reform Zamanı : Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler-2

Beşiktaş’ta Reform Zamanı : Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler-2

Mayıs ayı bülteninde yayımlanan “Beşiktaş’ta Reform Zamanı: Borussia Dortmund’un Tecrübesinden Dersler” yazımda Borussia Dortmund kulübünü mercek altına almış ve iflasın eşiğinden dönüp köklerinin verdiği güçle nasıl toparlandıkları üzerine bir giriş yapmıştım. Bu noktadan hareketle Beşiktaş olarak kısa ve orta vadede neler yapmalıyız, hangi yapısal konular önceliğimiz olmalı gibi konularda önerilerime devam etmek istiyorum.

Her iki durumda da gün gibi ortada olan bir zorunluluk var ki her bilanço dönemi yükselen borç grafiği ve yükümlülüklerin getirdiği faiz ödemeleri önümüze çıkmaktadır. Dortmund, 90’ların ortasında gelen başarılı dönemin ardından borsaya açılmış ve Avrupa’da ses getiren yüksek bonservis bedelli transferler yaparak finansal anlamda üst üste hesapsız adımlar atmış ve borç yükünü 183 milyon Euro seviyelerine kadar çıkarmıştı. 2005 yılının başında göreve gelen Watzke, 3 yıl süren yeniden yapılanma döneminde 122 milyon Euro ödeme yaparak kulübün ayağa kalkmasını sağlamıştır. Bu süreçte Dortmund yönetimi, Watzke önderliğinde neleri doğru yaptı ve bugün futbolun zirvesinde nasıl temsil ediliyorlar, birlikte bir bakış atalım.

Watzke öncesi kulübün iflasın eşiğine geldiğini biliyoruz. İronik olarak kulübü iflastan kurtaran ilk isim, Bayern’in efsane oyuncusu ve 2019’a kadar yöneticilik görevini yapan Uli Hoeness olmuştur. Onun verdiği kredi, Dortmund kulübünün ayakta kalmasını sağlamıştır. Bu kredinin yaklaşık 2 milyon Euro olduğu ve eğer bu kaynak sağlanmasa Dortmund’un iflasa sürüklenmesinin kaçınılmaz olduğu o dönem sıkça dile getiriliyordu. Watzke ve kulüp başkanı Reinhard Rauball göreve gelir gelmez kulübü darboğazdan çıkarmak için 5 basamaklı bir plan hazırladı.

Bu planın adımları:

  1. İflası engelleme
  2. Yeniden yapılanma
  3. Felsefe değişikliği
  4. Uygulama
  5. Sürdürülebilirlik

İlk adıma uygun olarak Watzke, kulübü küçültmeye yönelik bir eylem planı hazırladı. Bu amaçla kulüpte sözleşmesi bulunan yüksek maaşlı bütün oyuncuları elden çıkarmış ve altyapıya yönelerek genç oyunculara yatırım yapmaya başlamıştı. Bu adımlar atılırken kulüp sadece elde olan bütçeyi kullanmış ve kimseye taviz vermeyerek bu hedefinden sapma göstermemiştir. Bu kararlılık, kulübün iflasını engellemiş oldu.

Yeniden yapılanma süreci başlamıştı. Bu süreç borçların azalmasına, stadyumun tekrar kulübe kazandırılarak geri alınmasına ve kulübün yeniden gelir üretmeye başlamasına rağmen çok sancılı geçti. Sarı-siyahlılar bu zaman zarfında 7’incilikten yukarı çıkamamış ve 2007/8 sezonunu 13’üncü sırada bitirmişti. Bu noktadan sonra kulüp değişimin en önemli süreci olan felsefenin değiştirilmesi aşamasına geçmişti. Bu değişimin en önemli hamlesi Mainz’da çok başarılı bir dönem geçiren Jürgen Klopp ile anlaşılması olmuştu. Klopp, kulübün yeni politikasına uygun bir tarzı olan, seyirci ile çok sağlam bir ilişki kurabilen bir karakter olarak doğru bir seçim olmuştu. Bunun yanında Mainz’da mütevazı kadrolar ile elde ettiği başarılar ile Dortmund gibi altyapısı çok sağlam olan bir kulüp bir araya gelince hepimizin şahit olduğu başarıları sabır göstererek elde ettiler. İlk iki sezonda önce Avrupa Ligi’ne katılımı son anda kaçırmış, ikinci sezonda ise ancak 5’inci olabilmişlerdi. 2010/11 ve 2011/12 sezonlarında ise takım Bundesliga’yı, 2010-2015 arası 3 kez Almanya Kupası’nı ve 2013, 2014’te iki kez Süper Kupa’yı kazanmış, son olarak ise 2012/13 sezonunda Şampiyonlar Ligi finalinde ezeli rakip Bayern’e 2-1 kaybetmişlerdi. Yeniden yapılanma ve sabırla sadık kalınan program ilk iki sezon meyvesini vermemiş gibi gözükse de sonraki 4 sezon müthiş başarılar art arda kazanılmıştı.

Watzke, atılan bu adımlar ile birlikte plana sadık kalınması sonucu olarak göreve geldiğinde 87 milyon Euro olan geliri 2011 sonunda 215 milyon Euro seviyelerine çıkarmıştır. Yine aynı sezonun sonunda borç 40 milyon Euro’ya inmiş ve kulüp finansal olarak düzlüğe çıkmıştır. Klopp dönemi sonrası, kulüp yönetimi artık planın son aşamasına geçmiş ve sürdürülebilirlik olgusunu yerleştirmeye başlamıştır. Bu krizden çıkılmasında en büyük paylardan biri, ‘Sarı Duvar’ tribünü ile meşhur olan Dortmund taraftarı olmuştur. 2004 yılında kapasitesi 80 bine çıkan Signal Iduna Park, onca başarısız sezona rağmen her maçta ortalama 72 binin altına düşmemiştir.

Sonuç olarak, Klopp ayrıldığından bugüne kulüp Bundesliga’da 2023/2024 sezonu hariç ilk 4 içinde yer almış ve 2 kere de Almanya Kupası’nı kazanmıştır. Avrupa’da ise Şampiyonlar Ligi’nde iki sezon çeyrek final oynamışlar ve bu sezon ise Real Madrid’e finalde kupayı kaybetmişlerdir. Yine aynı dönemde Pierre-Emerick Aubameyang, Jadon Sancho, Erling Haaland ve son olarak Jude Bellingham gibi yıldızlardan hem verim alınmış hem de rekor ücretlere satışları yapılarak kulübe ciddi gelirler sağlanmıştır. Bu tablodan görülüyor ki planın son aşaması olan sürdürülebilir başarı ilkesi de artık rayına oturmuşa benziyor Dortmund için. 2005 yılında devraldığı görevi yaklaşık 20 yıl sürdüren Watzke, görevi 1 Mayıs 2024 itibariyle Dortmund’un tek Şampiyonlar Ligi zaferinde golü bulunan kulübün efsanelerinden Lars Ricken’e devretti.

Bu yazıyı yazarken Beşiktaş’ımız ile Dortmund DNA’sının birbirine ne kadar benzediğini bir kez daha idrak ettim. Beşiktaş, her zaman her yerde destek veren müthiş taraftarı, sağlam öz kaynak düzenine sahip olması ve 121 yıllık mazisiyle sürdürülebilir başarıya hazır bir genetiğe sahip konumdadır.

Bir dahaki yazımda, kulübümüz özelinde eylem planı nasıl olmalı, taraftar olarak nasıl bir düşünce revizyonuna gitmeliyiz gibi konuları tartışmaya açacağım. Son olarak,  yazıyı kaleme aldığım sırada anlaşılan yeni teknik direktörümüz Giovanni van Bronckhorst ve ekibine başarılar dilerim. Umarım bu karar Beşiktaş’ımızın alışkın olduğumuz, DNA’sında yer alan mücadeleci görünüme dönüşün ilk adımı olur.

Samet Ergül