Futbol Fanatiklerinin Psikolojisi… / Haziran 2022

Futbol Fanatiklerinin Psikolojisi… / Haziran 2022

FUTBOL FANATİKLERİNİN PSİKOLOJİSİ…

Bu ayki yazımda futbol fanatiklerini kaleme alıyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki, futbol fanatiği olmak sanıldığı kadar sağlıksız bir şey değildir. Bunu size tam anlatabilmem için öncelikle bir futbol fanatiğinin psikolojisini yaşamanız gerekir.

Peki, bir futbol fanatiğinin psikoloji nedir?

Konuya Bill Shankly’nin bir sözü ile başlamak isterim. “Futbol bir ölüm kalım meselesi değil, bundan çok daha önemlidir.” Çok abartılı değil mi? Ama, bu söz futbol fanatikleri için normal bir söylemdir.

Düz mantığa sıkı sıkı sıkıya bağlı kalır isek, futbol yalnızca bir grup yüksek maaşlı oyuncular tarafından oynanan ve dünyanın dört bir yanındaki bir çok kişi tarafından yalnızca bir eğlence kaynağı olarak izlenen bir oyundur.

Peki sadece bir oyun mudur?

Hayatta hiç bir şey bu kadar mantıklı ilerlemiyor. Eğer bu kadar mantıklı ilerlese idi, o zaman aşk beynimize dopamin salgılayan basit bir kimyasal reaksiyon olarak tanımlanırdı. Ya da bir film sadece bir senaryoya ait satırları okuyan ve oynayan bir grup insandan ibaret olurdu. Ya da müzik sadece farklı sesler üretmek için üst üste bindirilmiş seslerin bir arada tınlaması olurdu. Bu nedenle, mantığı bir kenara bırakırsak, oyunun irrasyonel fanatikliğine neyin sebep olduğunu anlayabiliriz.

Futbol, büyüleme, öfkelendirme, neşe verme, ağlatma, güçlü dostluklar kurma gibi farklı güçlere sahiptir.  Evet, futbol sadece bir oyundur ama oyundan çok daha fazlasını insanlara verir.

Peki bu mantıksız tutkuyu yaratan nedir? Bir takıma veya oyuncuya bu kadar bağlı kılan şey nedir?

Bir Kimlik Duygusu:

Hepimiz, kulüp taraftarları olarak aramızda sohbet ederken, “kazandık”, “kaybettik”, “iyi bir forvete ihtiyacımız var”, “kalecimiz kötü” gibi ifadeler kullanırız… Açıkçası, taraftarlar tarafından, “biz” kelimesinin kullanılması bir anlam ifade etmiyor gibi görünebilir. Neticede maçları taraftarlar değil, o kulüpten verdikleri hizmet için ücret alan futbolcular oynamaktadır. Kazanan da, kaybeden de futbolcular ve kulüpleridir. Taraftarlara ne oluyor, demek gerekir. Zaten okul çağındaki gençlerin ebeveynleri de çocuklarına benzer şeyleri söylemektedirler. Tabi bunu taraftara anlatmanız mümkün olamaz. Taraftar takımı kazandığında, galibiyeti kişiselleştirir ve coşku ile kutlar, kaybettiğinde ise çok zor teselli olur, bazen günlerce kendine gelemez. Hayatını alt üst eder. Yalnızca oyun olan bir şey için böylesine duyguların yaşanması aslında çok şaşırtıcı gelebilir. Tabi bunun çok mantıklı bir açıklaması vardır.

Psikologlar, bunun arkasındaki nedenin, futbol taraftarlarının kendilerini kök saldıkları tarafla özdeşleştirme eğiliminde olduklarını ve kendilerini bir oyuncunun veya takımın yolculuğunun bir parçası olarak gördüklerini ve böylesine güçlü duygulara sebebiyet verdiğini açıklamaktadırlar. Taraftarlar, tuttukları takım kazandığında her şey sütlimandır, kendilerini başarının bir parçası olarak görüp, galibiyeti kişiselleştirirler, tuttukları takım kaybettiğinde ise durum biraz farklı olur. Kimse kaybetmeyi sevmez. Mağlubiyette işin özünde mahcubiyet ve utanç vardır. Kişiselleştirmek yerini suçlamalara bırakır.  Hakem suçlanır, başkan suçlanır, yönetim suçlanır, teknik direktör ve teknik ekip suçlanır, oyuncular suçlanır. Suçlamalar bitmez. Bu yenilgiler sıklaşınca işin içine sadakat testi girer. Kim sürekli yenilen bir takımı tutmak ister ki?

Ham Duyguların Açığa Çıkması:

Taraftarların kendi takımlarına bu kadar değer vermelerinin bir başka nedeni de günlük hayatlarının sıradan aktivitelerinden harika bir kaçış sağlamasıdır. Okula gitmek ve bir işe gitmek gibi günlük rutinler iç karartıcı bir şekilde sıkıcı olabilir ve insanlar ara sıra günlük rutinlerine ara verme eğilimine girerler.  İşte bunun için hafta sonu maçları biçilmiş kaftandır. Kafalar dağıtılır, bir sonraki haftaya enerji depolanır.  Hayata umut pompalanır.

Taraftarlar, günlük hayatta bağlı kalınmasını zorunlu kılan, öz farkındalık veya öz bilinçten vazgeçerek en azından doksan dakika boyunca doğal olarak içlerinden gelen ham duygular ile temasta bulunurlar. Eğer maçın sonucu bir zafer ise unutulması imkânsız anılar hafızalara kazınır. Bu anılar yıllarca neşe ile anılır, tekrar tekrar anlatılır. Ricardo Quaresma’nın Fenerbahçe’ye atmış olduğu gol sonrası o kadar çok sevinmiştim ki, farkında olmadan dişimi sıkmaktan dişimin kırıldığını fark ettim.

Bağımlılığa Yol Açan Fiziksel Değişimler:

Araştırmalar, taraftarların kendi takımlarının performansını izlerken büyük fizyolojik değişikliklerden geçtiklerini ortaya çıkardı.

Araştırmalar taraftarların takımları kazandığında testosteron seviyelerinde %20 artış yaşadıklarını göstermiştir. Bu durum öfori (hoşnutluk ve kendini iyi hissetme durumu) duygularına yol açarken, kaybetme durumunda testosteron seviyelerinde %20 düşüş yaşadıklarını göstermiştir. Bu ise strese neden olmaktadır. Kısa bir süre boyunca vücutta meydana gelen bu tür zıt değişiklikler “Eustress” (faydalı, yapıcı stres anlamına gelir.)  olarak tanımlanmıştır ve tehlikeli bir şekilde bağımlılık yapıcı olduğuna inanılmaktadır.

Sonuç olarak, gerçek bir taraftar kendini bir takıma adadığında genellikle geri dönüş yoktur. Bir takımın içinden geçtiği iniş ve çıkışları destekleyen yolculuğu, insanların kişisel düzeyde kendileriyle bağlantı kurmalarına yardımcı olur.

Bir Topluluğa Kabul:

Holiganlık ve şiddet, futbolun insanları birleştiren bir araç olarak itibarını lekelese de, futbolun topluluklar oluşturmasında hala büyük bir rol oynadığını inkar etmek mümkün değildir.

Taraftarlar, kendi taraftarlarını kendilerinden biri olarak tanımlar ve ömür boyu sürecek bir arkadaşlık kurmak yalnızca doksan dakikaya sığmış bile olabilir. 90 dakikaya birlikte söylenen unutulmaz zafer şarkıları, sarılmalar tanıklık etmiştir. Bir ekibin aynı tutkuyu paylaşması, kendi içinde daha güçlü bağlar oluşturma sürecinin çok daha sorunsuz bir şekilde ilerlemesini sağlar.

Belirli bir kulübü desteklemek, tekil bir hareket değildir. Benzer duygu ve duyguları ortaklaşa paylaşan bir çok kişi vardır. Bu nedenle taraftarların daha büyük bir grubun parçası olduğunu hissetmeleri, bir aidiyet duygusuna sahip olmaları ve en önemlisi sosyal bir kimlik oluşturmaları için bir takım fırsatlar sunmaktadır.

Sahada alınan sonuçlar taraftarların duygularında büyük bir rol oynasada, araştırmalar, maçta ortaya çıkan sonuçtan ziyade maçı izlemek için toplanan gruplarda ortaya çıkan sosyal kimlik hissinin daha büyük bir psikolojik keyif verdiğini gösteriştir.

Benlik Saygısı:

Taraftarların benlik saygısının, takımlarının kazanıp kaybetmesine bağlı olarak değişebileceğini kanıtlanmıştır. Araştırmalar, taraftarların tuttuğu takım kazandığı zaman hayata daha iyimser bir bakış açısına sahip olduklarını, takımları kaybettiği zamanda, hayata ve olaylara negatif bir bakış açısı ile yaklaştıklarını göstermiştir. Bu tür duygular anlık olabilir ama kişinin uzun vadede öz saygısı üzerinde derin etkileri olabilir. Genel olarak, bir takımı desteklemenin, bir taraftarın kendine değer vermesi açısından yararlı olduğunu kanıtlanmıştır çünkü bu onlara günlük hayatta eksik kalacak olan zaferi keşfetme fırsatını verecektir.

Bir takımın taraftar grubu diğer takımın taraftar grubundan kendilerini daha kararlı, cesur, takımlarına daha bağlı görebilirler. Takımları hakkında oluşturmuş oldukları bu kemikleşmiş görüşlerini kolay kolay değiştirmezler. İşin gerçeği bunun sahadaki sonuçlar ile de çok fazla ilgisi olmayacaktır. Böyle bir zihniyetin çatışmalar yaratması kaçınılmaz olsa da, fanatik taraftarların kendilerine değer vermede çok faydalı olduğu kanıtlanmıştır.

Bir takımın taraftarı olmak aslında insanların günlük hayatlarında bir renktir. İnsanların ruh sağlıklarına, yukarıda belirtmiş olduğum konularda faydası dokunacaktır.

Açıkçası Beşiktaşlı olmak yukarıda saymış olduğum faktörlerden dolayı beni hayata daha da çok bağlıyor. O yüzden BIRAKMAM BEŞİKTAŞ’IM SENİ….

Saygılarımla,

Halit Selim Giray